12 Haziran 2016 Pazar

Oh My Ghost

Burayı bilen bilir, tek bir Kore dizisi hakkında bile yazmışlığımız yoktur, ikimizin de ne ilgisi ne bilgisi vardı bu deryada. Derya diyorum, çünkü Güney Kore dizileri almış başını yürümüş durumda ve anlayabildiğim kadarıyla Türkiye'de de ciddi bir takipçi kitleleri var. Ayrı bir isimleri bile var: K-drama. Genelde tek sezonluk oluyor, dertlerini anlatıp bitiyorlar - bizim dizilerimiz gibi uzattıkça uzatmak, sündürdükçe sündürmek yok. Bölümlerin uzunluğu 1 saat. Yazım-yönetim tarzları ise Amerikan dizilerinden çok Türk dizilerine benziyor, çoğunlukla tüm diziyi tek bir kişi yazıyor ve tüm bölümleri aynı yönetmen yönetiyor.

Kore dizileriyle tanışmam, birkaç yıl önce Boys Over Flowers isimli şirin gençlik dizisiyle olmuştu. Başlarda ne kadar hoşuma gitmiş de olsa ortalarında sıkılıp bırakmıştım, fazla çocuk işi gelmişti. Geçen haftaysa tesadüf eseri Oh My Ghost (ya da Oh My Ghostess/O Naui Gwisinnim) isimli bir K-dramaya rastladım, başlayınca da çorap söküğü gibi geldi sezonun kalanı. Bu yazıda da ondan bahsedeceğim.




Şimdilik bu bir buçuk dizilik (!) Güney Kore dizisi birikimime dayanarak: Bazı açılardan Türklere çok benzemelerini (büyüklere ve üstlere aşırı bir saygı, toplumda ve hemen her ilişkide üstü örtülü de olsa kendini buram buram belli eden feodal düzen, her türlü duygunun abartılarak dışavurulması, vs) görmezden gelecek olursak, çok tatlı tipler şu Kore dizilerindekiler :) "İyi dizi" açığını doldurmuyor bu diziler belki, ama daha farklı, çerezlik bir ihtiyacı karşılıyorlar. Bazen komik, yer yer saçma da olsalar tam açıklayamadığım garip bir çekicilikleri var: insanın yüreğini ısıtıyorlar. Ayrıca yepyeni, upuzak ve değişik bir kültürü bu kadar yakından görebiliyor olmak ayrı hoş.

Gelelim 16 bölümlük Oh My Ghost'a. Başrolde iki kadın karakter var. Biri aşırı çekingen, ezik, zayıf, yalnız, suskun ve mutsuz Na Bong-sun, diğeri de kendine güvenen, konuşkan, neşeli, enerjik, komik ama ölü Shin Soon-ae. Evet, paranormal bir dizi Oh My Ghost (adından da anlaşılabileceği gibi), ama ana konuyu bunun üzerinde kurmuş gibi görünse de, doğaüstü olaylar aslında arkaplanda kalıyor, çoğu bölümde karakterlere ve ilişkilere odaklanıyoruz. İlk bölüm, bir dizi gizemli olayla başlıyor: son günlerde şehirde ardı ardına genç erkekler vücut ısılarının aşırı derecede düşmesi ve ölümün kıyısına gelme nedenlerinden hastaneye getirilmektedirler, çoğu da en son güzel, yabancı kadınlarla birlikte görülmüştür. Bu esrarın seyrici nezdinde çözülmesi çok zaman almıyor: Shin Soon-ae.



Shin Soon-ae çok genç yaşta ölmüş ve hayattayken hiçbir erkekle birlikte olamamış bir hayalet. Nasıl öldüğünü, önceki hayatını hatırlamıyor, ama bu dünyaya sıkışıp kalmasının, öbür dünyaya geçememesinin nedeninin bir "bekaret garezi" olduğuna inanıyor, yani bekaretini kaybederse, huzur içinde diğer tarafa geçebileceğini düşünüyor. Bu nedenle genç kadınları ele geçirerek içlerine girip (onları possess edip) erkeklerle öpüşüp koklaşıyor, fakat daha ileri gidemiyor, her denemesi hüsranla sonuçlanıyor çünkü. Ölümlü erkeklerin vücutlarının ısısı bir hayaletle temas edince tehlikeli bir şekilde düşmeye başlıyor ve hastanelik oluyorlar. Bin erkekten sadece birinin bir hayaletle seks yapıp hayatta kalacak kadar güçlü olduğu söyleniyor. Bu nedenle kızımız o "Man of Vitality"nin arayışında, fakat zamanı tükeniyor. Hayaletler, bedenleri öldükten üç yıl sonra hâlâ dünyadalarsa birer “kötü ruh”a dönüşüyor, dünyada hapis kalıyor, vicdan duygularını ve bilinçleriyle benliklerinin bir kısmını yitirip çok kötü şeyler yapmaya başlıyorlar. İşte Soon-ae de kendi akıbetinin öyle olmasından deli gibi korkuyor, üç yılın dolmasına birkaç ay kalmış çünkü.

Diğer yanda, bir restoranda aşçı-yardımcılığı (daha çok bulaşıkçılık) yapan Na Bong-sun var. Bong-sun ilk bakışta pek sempatik bir tip değil, aciz, aşırı zayıf ve aşağılık kompleksli gibi görünüyor. Hayatındaki insanların (oda kiraladığı yurttaki komşuları, restorandaki diğer aşçılar vb.) onu ezip geçmesine izin veren, birisiyle konuşurken başını kaldırıp karşısındaki insanın yüzüne bakamayan, konuşurken sürekli özür dileyen, onu da sivrisinek vızıltısı gibi bir sesle sürekli ağlamaklı bir halde yapan Na Bong-sun'ın özelliği, çocukluğundan beri etraftaki hayaletleri görebilmesi. Kendisi gibi hayaletleri görebilen Şaman bir büyükannesi var, onun dışında da bir ailesi ya da arkadaşı yok, anne babası o küçükken ölmüş. Hayaletleri görebildiği için tüm yaşamını korku içinde, oraya ait değilmiş gibi hissederek geçiren Bong Bong'un tek tutkusu, yemek yapmak (ki o da gizli bir tutku). Bir de çalıştığı restorandaki kibirli ve ukala şef yani aşçıbaşı Kang Sun-woo (o daha da gizli bir tutku).





İlk bölümün sonunda ve birtakım talihsiz olaylar silsilesi sonucunda, Soon-ae bizim sümsük Bong’un içine girmiş, üstelik de oraya hapsolmuş buluyor kendini. Ve olaylar gelişiyor! Aslında hikayenin genel gidişiyle ilgili bir şeyler daha söylemek isterdim -bayağı bir çetrefilleniyor çünkü-, ama izlemeyi düşünen varsa keyfi kaçmasın. Şu kadarını söyleyip bırakayım: işin içine ölü kızın ailesi, gizemi çözülememiş bir cinayet ve göründüğü gibi iyi huylu ve kibar olmayan sürprizli bir karakter giriyor, ama dizi genelde hafif ve komik bir havada geçiyor. Yan karakterler de çok güçlü. Na Bong-sun karakterini (ve yer yer içine Soon-ae kaçmış bir Na Bong-Sun'ı) canlandıran aktris Park Bo-yeong'u izlemek ayrı güzel, çünkü uçlardaki bu iki karaktere cidden büyük bir beceriyle hayat veriyor, ilerleyen bölümlerde hatunların karakterleri gelişip değişirek birbirlerinin karakterlerine yaklaştıklarında bile, ikisi arasındaki keskin ayrımı sadece bakışlarıyla dahi verebiliyor. 


Eğer Kore dizilerinin dünyasına benim gibi yabancıysanız ama değişik bir tat arıyorsanız, Oh My Ghost'a bir şans verin derim. Eğer bu tür dizilerin müdavimiyseniz de Oh My Ghost'a bir şans verin derim. Çok sıcak ve eğlenceli (ama yeri geldiğinde gözlerinizi doldurmaktan da çekinmeyecek) bir dizi.

Hamiş: Herkese benim gibi olur mu bilmiyorum ama, bu diziyi izlerken sürekli ama sürekli acıktım. Bir restoranda geçtiği için, galiba biraz da Korelilerin kültüründe yemek çok önemli olduğu için, bölümlerin yarısı karakterler yemek yerken ya da yemek pişirirken, hiçbiri değilse de yemekten bahsederken geçiyordu. Üstelik o yemekler de çok iştah açıcı görünüyordu. Bu bir haftada kilo aldığımı tahmin ediyorum; Oh My Ghost'un hiç aç olmadığını düşünen bir insana bile gece gece "sebzeli nooddddleee" şeklinde sayıklatma özelliği var. Siz siz olun, diziyi izleyecekseniz yemeğinize ya da hemen ardına denk getirin.

Hamiş 2: Sıradaki Kore dizim, Oh My Venus (oh my'lardan gidişim tesadüf). Eğer yazının yorum kısmına bildiğiniz çok ama çok güzel Kore dizilerini öneri olarak bırakmak isterseniz memnun olurum. Ciddi, ağır buğur, ağlak, bol dramlı diziler yerine hafif, komik ve eğlenceli diziler tercihim.

Son olarak, Oh My Ghost'un şirin mi şirin kastı:




19 yorumcuk:

f krkyl dedi ki...

Benim de ilk izlediğim dizilerden biriydi oh my ghost ve tekrar tekrar izlerim bazı bölümlerini hala başrol karakterlerin uyumu çok güzel park bo young müthiş bir oyuncu filmlerini de izledim ve hepsi farklı roller. önereceğim Kore dizisi replay 1988 ve another miss oh (hala devam ediyor) olabilir .ama hala favorim oh my ghost.

Judy Abbott dedi ki...

Benim ilk izlediğim Kore dizisi Fated to Love You idi. Aşklı komedili bu dizi tabii bir kaç bölüm drama dönse de mutlu sonla bitiyor. Epey sevmiştim bu diziyi. Bir de My Love From the Stars izledim. Yüzyıllar önce dünyaya düşüp burada mahsur kalan bir uzaylı ile şımarık bir aktrisin hikâyesi. Onu da çok sevmiştim :)

delfi kâhini dedi ki...

benim de ilk izlediğim kore dizisi boys over flowers'dı bundan bir kaç sene önce. gerçekten k-drama olayının türkiyede ciddi bir hayran kitlesi var bende bu ilgiden biraz da merak edip başlamıştım ama senin gibi sıkıcı bulmuştum -fazla yeşilçam vari ve klişe dolu geldi-. ama tek sezonluk olması avantaj, çabuk tüketilebiliyor. yine de bof sevimli bir dizi olarak aklımda kaldı. oh my gohst'u ilk kez duydum. ama fantastik öğeleri kullanması bunu merkeze almasa da ilgi çekici. benim gibi sinema ve edebiyatta fantazyayı seven biri için hafif kalabilir belki ama heveslendim, finaller bitince başlamayı düşünüyorum.

gürültü dedi ki...

çavlaan ben de judy'den gorup fated to love you izlemistim. kesinlikle izle ilk bi iki bolum koreceye alismakla gecti biraz sıkıldım ama sonra inanilmaz sevdim :)

Kenzi dedi ki...

Bunu beğendiysen "THE MASTERS SUN" dizisini de beğeneceğine eminim. Mükemmel bir dizidir. Onun dışında "Man From the Stars" dizisi de harikadır.

Alielle dedi ki...

Blogta kore dizisi görmek acayip mutlu etti hiç kore dizisi izlediniz mi ben de merak ediyordum. Benim romantik komedi olarak bir numaralı önerilerim A Gentleman's Dignity ve Secret Garden. Onun dışında Man From The Stars , Master Sun güzeldir. Avukatlıkla ilgili ve romantik olan I Hear Your Voice var. Romantik komediden başka bir türe yönelmek istersen Bridal Mask gerçekten güzel bir dizi ki benim en sevdiğim kore dizisidir. Şimdilik bu kadar yüzden fazla dizi izledim tekrar öneririm istersen :)

Alielle dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Arinna dedi ki...

Selamlar. Pek Kore dizisi izleyicisi değilim. Ama bir Kore yapımı olan Abnormal Summit i izlemeni tavsiye ederim. Ülkemizde gereksiz konuların ve artık bir süre sonra sıkmaya başlayan kadın erkek ilişkilerinin konuşulduğu, aşırı sıkıcı versiyonu yapılmıştı. Kore yapımı olan ise bana bir günde ard arda birçok bölümü izleme isteği oluşturduğu için neredeyse Korece öğrenmeye başlamıştım. Şu ülkelerin ekonomi vs gibi uluslararası katılımının olduğu zirvelerin yapıldığı binada, arka taraflarda ciddi konulardan çok farklı konuların konuşulduğu ''anormal zirve' adı altında toplanan 11 farklı milletten kişinin muhabbeti dönüyor. Programın formatı gereği her bölüm bir konu belirleniyor ve bunun yanı sıra o günkü Kore temsilcisinin (Her hafta değişiyor ve oranın ünlüsü oluyor genelde.) bir problemi konuşulup fikir alışverişinde bulunuluyor. Ben izlerken çok eğleniyorum. Bir tavsiye edeyim dedim. :)

mona lisa dedi ki...

burada bir kore dizisi tanıtımı görmek benim için sürpriz oldu. bana göre kore dizilerinin en büyük avantajı izlerken beni yormaması ve eğlendirmesi. konuyu ne kadar gizemli yapsalar da izleyicilere gözle görülür ipuçları verip sona doğru olayı mutlu sona bağlayıp bitiriyorlar. tabiki bu tüm diziler için geçerli değil. ciddi bir dram dizisi kolu da var çünkü ama girmemeyi tercih ediyorum ben :)
oh my ghost'u ben de çok sevdim ve izlediğim dönemde çok akıcı devam etmişti benim için. buna benzer dizilerden (fantastik kısmı kastetmiyorum bu arada) protect the boss, coffee prince ve yukarıda bahsedilen answer me 1988 serisinin ilk dizisi olan answer me 1997'yi önerebilirim :)

Any other person dedi ki...

Burdaki Kore dizisi tanıtımı gördüğüme acayip sevindim. En iyi diziler olmasalar da Kore dizilerinin de kendilerine göre artıları var :) Oh my Ghost son zamanların en iyi dizilerinden gerçekten. Oh my venus'ü çok önermem.Ama bayan başrol Shin Min Ah bana göre Kore'nin en guzellerinden 😁 tvN dizilerini tavsiye ederim.(tvN de Kore'nin kablolu kanali) Bu aralar Oh Hae Young Again (nami diğer another miss oh) çok güzel ierliyor. Oyunculuklar iyi. Cheese in the trap de güzel bir tvN dizisiydi, ünlü bir webtoondan uyarlama. Reply serileri de güzel. 1997, 1994, 1988 olarak 3 tane o yılda yaşayan gençlerin hayatını anlatıyor.

Çavlan dedi ki...

öneriler için çok teşekkürler! sonuç olarak: a gentleman's dignity, abnormal summit, bridal mask, cheese in the trap, coffee prince, fated to love you, i hear your voice, man from the stars, master's sun, oh hae young again/another miss o, protect the boss, reply/answer me serisi ve secret garden, bunlar en kısa zamanda araştırılıp incelenecek :) buranın dışından da signal ve she was pretty isimli iki dizi önerisi aldım, signal özellikle çok methedildi.

killuangon dedi ki...

Çavlan coffee prince eeen birinci sıraya koymanı öneririm.

z. dedi ki...

Tavsiye ettiğim başlıca diziler: It's Okay, It's Love; Healer; Kill Me, Heal Me.
Sevimli ve hafif olsun dersen Flower Boy serisini öneririm. İçim ısınsın dersen Reply serisini şiddetle tavsiye ederim. tvN iyi iş çıkarıyor. Cheese in the Trap'i de es geçme derim! ^^

Mathilde dedi ki...

Secret Garden! :)

Bloglar Yarışıyor - Sizde Katılın, Blogunuzun Ziyaretçi Trafiğini Artırın, Ödül Kazanın dedi ki...

Harika bir blogunuz var. Bloglar Yarışıyor kampanyası ile siz de blogunuzla kazanmaya aday olun, blogunuzu tanıtın, mansiyon ve promosyon ödüller kazanın. Sponsorlarımızın desteği ile bloglar arası etkinlik yarışmamızı 2016 yılı içerisinde 3.kez düzenliyoruz. Detaylı bilgiyi websitemizden öğrenebilirsiniz.
İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler!


Web : http://www.bloglaryarisiyor.net
Mail: iletisim@bloglaryarisiyor.net
Tel : +90212 330 9707

Mayıs Yağmuru dedi ki...

Güzel bir paylaşım olmuş :) Tek anlamadığım nokta nasıl bu kadar zayıflar :)

Çavlan dedi ki...

@mayısyağmuru bence genetik :)

duygu mansuroğlu dedi ki...

Tavsiyelere ek olarak "PERSONAL TASTE". Eksik kalmış, bir solukta bitecek türden (şahsen:)

Çavlan dedi ki...

@duygu mansuroğlu hem de lee minho varmış! ekliyorum, teşekkürler :)